17 Kasım 2010 Çarşamba

Herhangi bir Masal

ucuz, masalımsı, -herhangi bir- ruh mahali
uzaklaşıyor gerçeklik yanılgısından
tok sesiyle -mutlu yaşadılar hep, diyen adamdan
duyulan müzikal oyun bahçelerinden birinde
-onlar mutluydular ya sen, dedim.
kendim bile ben(lik)i duymadan
kahkahalar yükseldi ve balkondakilerden alkış tufanı
şak şak(çı) gibiler...
ti'ye alınacak sahnede -masal- tadındaki biletler
avucumda yangın yer yer
kül manzaraları dilde tuz ruhu kalıntıları.
-imdat(tı), bi sonraki replik
imdat masal sona eriyor, yanıyoruz,
yanıyorsunuz, gör(e)müyor musunuz?

Kış Yeli

kış yeli ellerime,
ellerim cümlelere bulaştırır soğuğu
ciğerlerime bir çentik daha atar parmak heceleri
dokunabilmeni dileyebilirdim belki
her heceyi beşe tamamlamanı,
sır gibi kaybolmanı
bir çığlık koparabilmeni
çığın altında boğulabilmeni dileyebilirdim belki...
oysa bizim adımıza çıkmıştı dedikodu fiskosları,
beyazda ayrılacaklar 
tutanacaklar alacakaranlığın körlüğüne
karayla tanışacaklar
kuruyacak yaşlar seher yelinde...
bir düş penceresinin camlarının ar damarı çatlamış işte
temelleri oluşmamış eller ölümün soğuğunda üşürmüş.
haklılık paylarını dağıtmış bir kış yeli
ellere,
ellerden cümlelere bulaşırmış bu soğuk
üşürmüş hep masal zamanı el kadar çocuk...

Gel-Git

yorgun düştü sessizlik
koştugu her boşlukta
tökezlerdi
acıyla yogrulmus bir imkansizdı
sanki,
ağırlıgı altında boğuş(ma)
kalkıp git(ti)
uzundu yol boyu..
akan karaları
yak umutlar gibi
dök saç etrafa
bir sefer de boğul(du)
kus(tu) içini
bak aynaya
kendini gördükçe kusarsın beni
bekle(me)
git... gel
dön durdugun yerde
yelkovan misali
dön(dü)
sözlere düştü
ne söz
ne de düş
aranılan cevap(tı)
korkuya kapıl(dı) soru
tökezleyen
sorgulanmak istenmeyen
ve bu sensiz boşluk(ta)
koştum
akıttım beyazları..
griydik zamanda
öl(dük)
ak(tı) renksizlik
mahvedilen her şey(dik)
yok ol(duk)
yok ol(ma)...